Sancar: MHP ve diğer özel savaş güçleriyle ortaklığın temel harcı Kürt düşmanlığıdır

-Reklam-

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halkların Demokratik Kongresi (HDK)’nin 11.Olağan Genel Kurulunda konuştu.
Sancar, şunları söyledi:

Türkiye’nin tarihi dönemeç sayabileceğimiz çok çeşitli dönemleri olmuştur, çok çeşitli gelişmeleri olmuştur. Kritik olarak adlandırdığımız dönemler yaşadık. Bu dönem de onlardan biri ama sanki biraz farklılaşıyor. Çeşitli vesilelerle söylüyoruz; bir karar anına, 2015’te başlayan özel savaş ve topyekün savaş anlayışının sonunu getirebileceğimiz bir finale doğru ilerliyoruz. Ya hep birlikte bu düzeni durduracağız, değiştireceğiz ya da savaş aygıtı kendini yenileyerek yoluna başka yöntemlerle devam edecek ve halkların özgürlüğünü, barış umudunu ve demokrasi isteğini bastırabileceği on yılları yaşamak zorunda kalacağız. O nedenle durumun ciddiyetinin her daim farkında olmak zorundayız. Birbirimize de bunu hatırlatmak bir görevdir aynı zamanda.

 

Tecrit özel savaş politikalarıyla eş anlamlıdır

 

Öncelikle Sedat Peker’in ifşaatlarıyla ortaya çıkan tabloyu doğru adlandırmak gerekiyor. Eğer bu finali iyi, güçlü ve etkili bir şekilde geçmek ve sonuç almak, kazanmak istiyorsak neler olup bittiğini doğru tanımlamak zorundayız. Bu tablo 2015’te yürürlüğe giren yeni topyekün savaş konseptinin çöküşünün ve çözülüşünün açık itirafı ve ifşaatıdır. Evet, buraya 2015 konseptinden geldik. Neydi 2015 konsepti? Israrla anlatmaya devam etmek zorundayız. Çeşitli vesilelerle, konuşmalarla bunu dile getiriyoruz ama bir kez daha dile getirelim. 2015 konsepti; Çözüm Sürecinin bitmesinden sonra oluşan yeni devlet ittifakının özel savaşı, sınır içinde ve ötesinde topyekün bir plana dönüştürdüğü politikaların adıdır. Çözüm Süreci ne zaman bitti diye sorarsanız resmi olarak daha geç tarihler dile getirilebilir ama esas olarak 5 Nisan 2015’te bitti. Çünkü Çözüm Sürecinin ana aktörü ve devlet yetkililerinin ana muhatabı Abdullah Öcalan ile son görüşme 5 Nisan’da yapıldı. O nedenle biz tecridi, özel savaş politikalarının bir sonucu ve en önemli kanıtı olarak değerlendirirken bu gerçekleri de hatırlatmış oluyoruz. Tecrit özel savaş politikalarıyla eş anlamlıdır, aynı anlama gelmektedir. Çünkü o tarihten sonra başlayan şey Kürt sorununda çözümsüzlük, inkar, imha ve savaş politikalarıdır. O günden bugüne de tecrit derinleştirilerek devam ediyor.

 

MHP ve diğer özel savaş güçleriyle ortaklığın temel harcı Kürt düşmanlığıdır

 

Buradan çıkış, bu özel savaş konseptine karşı güçlü bir toplumsal mücadeleyi örmekle mümkün olacaktır. 7 Haziran 2015’te, bu iktidar daha doğrusu AKP, ilk defa tek başına hükümet olma çoğunluğunu kaybetti. O gün bugündür bu rejim dikiş tutmuyor. Yeni ittifaklar aradılar, buldular. MHP ve diğer özel savaş güçleriyle ortaklık kurdular. Bu ortaklığın temel harcı Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanlığı üzerinden demokratik bütün talepleri, özgürlük arayışını, yeni yaşam umudunu ve barış özlemini bastırmak için her yola başvuruyorlar.


AKP 7 Haziran’da aldığı yenilginin acısını hiç unutmadı, AKP Genel Başkanı da dün açıkça bunu söyledi

Sokağa çıkma yasaklarını, şehir ablukalarını ve orada yapılanları hatırlayalım. Sonra dokunulmazlıkların kaldırılmasını unutmayalım. Belki bir ayrıntı, aklımıza gelmiyor, dokunulmazlığı kaldıran Anayasa değişikliğinin onaylandığı tarih de 7 Haziran 2016’dır. Yani AKP, 7 Haziran’da aldığı o ağır yenilginin acısını hiç unutmadı. Nitekim dün AKP Genel Başkanı bunu açıkça ifade etti. Tutuklamalar, keyfi gözaltılar, yargılamalar ve cezalar her alanda devam etti. Bunun daha açık adı demokratik siyasete yönelik topyekün tasfiye operasyonudur.

 

Bu iktidar Kürt sorununda savaş anlayışını, topyekün savaş politikalarını devreye soktuğunda bunun sadece militarist yöntemlerle gerçekleştirilmek istendiğini sanmayalım. Hayır, her türlü askeri aracı kullanıyorlar. Her türlü yöntemi devreye sokuyorlar. Rojava’da, Kuzey Batı Suriye’de yaptıkları ortada. Suriye’nin diğer bölgelerinde çetelerle kurdukları ilişki ortada ve Güney’e sürekli yaygınlaştırılarak yürüttükleri operasyonlar ortada. Bunlar hepsi aynı anlayışın farklı yansımaları ve yöntemleridir.

 

Çözüm Kürt sorununda barış ve demokrasidir

 

Bugün eğer Sedat Peker’in ifşalarıyla ortaya çıkan bu açık çürümeyi, bu açık çözülmeyi yeni bir yaşamın, demokrasinin ve özgürlüğün başlangıcı olarak değerlendirmek istiyorsak bunun nedenlerini de açıkça görmek gerekiyor. Yani lafı dolandırmadan Kürt sorununda demokratik yolları açmak, müzakere ve diyalog yönetimini yeniden canlandırmak, işte çözüm buradan geçiyor. Çözüm Kürt sorununda barış ve demokrasidir.

 

Barışı da müzakereyi de diyaloğu da tabandan başlatmalıyız

 

Demokratik çözümün yolunu da kimseden bekleyecek değiliz. Bazen bu çağrılarımız sanki iktidara hitap ediyormuş gibi yorumlar yapılıyor. Hayır, demokrasi mücadelesini de demokratik çözüm mücadelesini de barış mücadelesini de halkların en geniş birlikteliğiyle toplumsal talep haline getirecek bir yöntemle ancak hayata geçirebiliriz. Yani artık barışı da müzakereyi de diyaloğu da tabandan başlatmalıyız. Tabandan yukarıya doğru barışı inşa edecek yolları daha fazla değerlendirmek zorundayız. Bu sistemi, bu çürümüş düzeni başka türlü değiştirme imkanımızın da olmadığını görmek zorundayız.

Özel Gladyo yapılanmaları topyekün savaş politikalarıyla daha da derinleşti

Şimdi gördüğümüz tablo bize kökleri çok daha eskilere uzanan Gladyoyu hatırlatıyor. Gladyonun özerk bir yapı olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Bu devletin içinde özerk bir Gladyo her zaman vardı. Bu çeşitli dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmıştı ama 2007’den beri, şu meşum Dolmabahçe buluşmasından itibaren yeni tür Gladyo devreye sokuldu. Dolmabahçe derken yanlış anlamayın. 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatını kastetmiyorum. Yaşar Büyükanıt ile Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen ve her ikisinin de bunu sır olarak mezara kadar saklayacaklarını söyledikleri görüşmedeki mutabakattan bahsediyorum. Özel Gladyonun başlangıcının da bu dönem olduğunu biliyoruz. Özel Gladyo yapılanmaları bu yeni iktidar bloğunun Kürt sorununda topyekün savaş politikalarına dönmesiyle daha da derinleşti, daha da yaygınlaştı.

Özel Gladyolar arası hesaplaşma magazinsel yaklaşımlarla ele alabileceğimiz bir mesele değil

 

Şimdi özel Gladyolar var, özel Gladyoların birbirleriyle savaşı var. Özel Gladyolarla nerede ne kadar kaldığını göremediğimiz özerk Gladyonun da bir hesaplaşması var. En azından özel Gladyolar ile özerk Gladyonun tarihi ve bugüne yansımaları arasında bir çıkar, bir iktidar savaşı var. Bu savaş kayıtsız kalabileceğimiz, magazinsel yaklaşımlarla ele alabileceğimiz bir mesele değildir. Toplumun bugününü ve geleceğini doğrudan ilgilendiren bir durumdur. Geçmişe dönük yüzleşme, hesaplaşma ve adalet talebimizi gerçekleştirebilmemiz için dönüp dikkatle takip etmemiz gereken bir kapışmadır.

“Bu iktidar neden bu dönemde, bu şekilde bir çözülme yaşadı” diye sorarsanız, bu iktidarların ve bu tür iktidar koalisyonların bir arada kalabilmesi için özel rant paylaşımının düzenli yürüyeceğine her bir aktörün güvenmesi gerekiyor. Yani iktidarın özgüvene sahip olması, gelecekte de varlığını sürdüreceği konusunda bütün paydaşların bir güvene sahip olmaları gerekiyor. Eğer iktidar sarsılmaya başlarsa, eğer iktidar bloğu geleceğini güvence altında göremeyeceği bir ortama girerse kapışmalar başlar.

İktidar bloğundaki iç kapışmanın en önemli nedeni ortak mücadeledeki kararlılıktır

Açık söylüyoruz; iktidar bloğundaki bu iç kapışmanın en önemli nedeni HDK ve HDP ile bütün diğer demokrasi güçlerinin yürüttüğü ortak mücadeledeki kararlılıktır. Eğer burada sağlam duymasaydık, eğer bu baskılara boyun eğseydik bugün bu hesaplaşma olmayacaktı. Yeni rant alanları yaratacaklardı, yeni paylaşım yolları mutlaka bulacaklardı. Şimdi herkes kendisinden korkuyor. Çünkü özel savaşı finanse etmek için kurulan gayrı meşru yolların yarattığı büyük kirli ekonomi çok büyük ve çok devasa ölçeklere varmış. Birbirlerini yok etme mücadelesine dönüşecek kadar büyüktür. Bu kirli ekonomide herkesin diğerinin kendisini satabileceği korkusu da aynı zamanda büyür. Çünkü kendini kurtarma kaygısı artık saklanamayacak biçimde ortaya çıkar. Bunu sağlayan şey mücadeledeki kararlılıktır. Eğer bizler bu baskılara boyun eğseydik, bu baskılar karşısında geri adım atsaydık, zayıflasaydık, çözülseydik şimdi ortaya çıkan bu ifşaatlar, itiraflar ve ikrarlar olmayacaktı.

 

Bu düzeni değiştirmenin yolu da ortak mücadeleyi güçlendirmektir

 

Evet, bunu sağladık ama bununla yetinemeyiz, daha fazlasını sağlamak zorundayız. Bu kirli, bu çürümüş, bu kanlı düzenden kurtulmamız, bu düzeni değiştirmemiz gerekiyor. Bu düzeni değiştirmenin yolu da ortak mücadeleyi güçlendirmek ve toplumsal örgütlenmeyi yaygınlaştırmaktır. Toplumun en küçük birimlerine kadar ulaşacak bir örgütlenme yöntemini mutlaka harekete geçirmeliyiz. Mahalle meclislerimizi, semt meclislerimizi, bütün birimlerdeki temsilcilik ve örgütlenmelerimizi hep birlikte kurmak zorundayız. Eğer böyle güçlü bir toplumsal zemin yaratabilirsek siyasal mücadelenin sonuç almasını da sağlarız.

 

Bizim siyasal muhalefete çağrımızın muhatabı o partilere oy veren vicdanlı insanlardır

Diğer muhalefet güçlerine, toplumsal ve siyasal muhalefet güçlerine yönelik çağrılarımız da var. Aslında siyasi partilere yönelik çağrımızın doğrudan muhatabı parti yönetimleri değildir. Bizim siyasal muhalefete çağrımızın muhatabı o partilere oy veren, gönül veren dostlardır, kardeşlerdir; vicdanlı insanlardır, adalet isteyen, demokrasiyi özleyen bütün yurttaşlardır. Biz onlara sesleniyoruz. Şüphesiz siyasi muhalefetin temsilcileri de bu sese kulak vermek zorundalar. Ama eğer kendi tabanları ile bu zeminde iyi ve doğru ilişki kurabilirsek partilerin yönetimleri de tabandan gelecek basınca ve talebe kayıtsız kalamazlar.

HDP’nin yetiştiği toprak HDK’dir, HDK yeterince güçlenmezse HDP beslenme kaynaklarından mahrum kalır

 

Elbette örgütlü ortak mücadelenin de önemini göz ardı etmemek gerekiyor. Emek-meslek örgütlerinin, yurttaş inisiyatiflerinin, hak örgütlerinin, bağımsız kuruluşların, STK’ların, demokratik kitle kuruluşlarının bir araya geleceği, mücadele yollarını ve yöntemlerini birlikte konuşacağı, demokratik dönüşümü, yeni yaşamı birlikte toplumun gündemine güçlü bir şekilde sokacağı mekanizmaları gecikmeden kurmak zorundayız. Evet, vardır ilişkilerimiz ama bu dönemde bu yetmiyor. Daha fazlasını yapmalıyız. Tam da bu noktada HDK’nin yaşamsal önemi bir kez daha karşımıza çıkıyor. HDK tam da bu amaçlar için kurulmuştu 2011’de. 10 yıl önce kongre kurulurken tam da bütün bu demokrasi güçlerinin çatısı olsun ve buradan çıkabilecek yeni mücadele yöntemlerinin tarlası olsun diye inşa edilmişti. Bu toprakta büyüyen ağaçlardan biri de HDP’dir. Biz biliyoruz ki HDP’nin yetiştiği toprak HDK’dir, köklerimiz HDK’dedir. Eğer HDK yeterince güçlenmezse, yeterince yayılmazsa HDP de beslenme kaynaklarından mahrum kalmaya başlar. O nedenle HDP’yi var etmek için HDK’nin toprağını, fikriyatını, hedeflerini, amaçlarını en etkili biçimde nasıl gerçekleştirebileceğimizi bu kongrede tartışmalıyız.

Önümüzdeki dönemin hayati zemini HDK’dir

 

Önümüzdeki dönem hayati zeminlerimizden biridir, en önemlisidir HDK. Ortak demokratik mücadelenin örülebileceği en önemli zemindir. Bunun bilinci ve sorumluluğu ile hareket edileceğinden hiç şüphe duymuyorum. Buraya gelen bütün delege dostlar ve katılımcılar burada bu çerçeveyi ve bu hedefi mutlaka dikkate alacaklardır, mutlaka bunun çarelerini ortaya koyacak tartışmalar yürüteceklerdir. Bugünden yarına hemen sonuç almamızı beklemek gerekmiyor ama sağlam bir çıkış ve güçlü bir yeni başlangıç yapmalıyız. Bundan önceki sorunlara değinmeme gerek yok. Hepimizin eksikleri ve hataları da olmuştur. Şimdi bizim en önemli erdemlerimizden biri olan samimi ve cesur yüzleşme yapmanın zamanı. Birbirimizle ve kendimizle eksikler ve hatalar konusunda yüzleşeceğiz; yeniyi, yeni başlangıcı ancak böyle daha sağlam kurabiliriz.

 

HDP’yi hep birlikte sonuna kadar savunacağız

 

Kapatma davasının da burada mutlaka dile getirilmesi ve üzerinde birkaç söz söylenmesi gerekiyor. Kapatma davası yeniden gündeme geldi. Tarihi de yine sembolik olarak 7 Haziran’ı seçtiler. Ben bazen hayretler içindeyim. Bu iktidarın kendi hedeflerine gitmesi için de mi rasyonalitesi kalmadı? Rasyonalite illa iyi bir şey değildir, bir devlet aklı kötüyü de nasıl yönetebileceğini düşünen bir yapıdır. Fakat bu davanın bu kadar açık bir siyasi operasyon olduğunu gösterebilecek bir sembolik tarih seçimini yapabilecek kadar akılsızlaşmışlar. Bu aynı zamanda bir tehlike sinyalidir. Yani bizim bildiğimiz akıl, etik, hukuk ve demokrasi ilkeleri artık burada tümüyle bir kenara bırakılmıştır. Demokrasi ve hukuk zaten bir kenara bırakılmıştı. Aklın asgari gereklilikleri, ahlakın temel düsturları da tamamen bir kenara bırakılmıştır. Bu kadar pervasızlaşan bir iktidar karşısında çok güçlü bir vicdan hareketi ve çok güçlü bir toplumsal itiraz gücü yaratmak imkânımız büyüktür. Bunu mutlaka başarmamız gerekiyor. Bizim bundan sonraki hedefimiz de açıktır: HDP’yi hep birlikte sonuna kadar savunacağız.

 

HDP’nin geleceğini savunacak asıl güç halkların ortak iradesidir

 

Anayasa Mahkemesi’nde vicdanlı hakimler olduğuna inandığımı söylüyorum. Fakat HDP’nin geleceğini savunacak asıl güç halkların ortak iradesi ve güçlü sahipleniştir. Tıpkı bu yılki Newroz’da olduğu gibi. Tıpkı 8 Mart etkinliklerinde olduğu gibi. Biliyorsunuz Newroz’u kapatma davasından birkaç gün sonra kutladık. Belki de 2013 Newroz’undan sonraki en dinamik, en coşkulu, en kalabalık ve en genç Newrozlarını kutladık. Bu irade, bu güç, bu coşku, bu kararlılık büyüyerek devam ederse HDP’yi kapatmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Boşuna demiyoruz; HDP halktır, HDP halkla var olabilir. Bizim var olabileceğimiz bir alan ve başka bir kaynak yok.

 

Bu sistemi en iyi simgeleyen fotoğraf Marmara Denizindeki müsilajdır

 

Bu sistem çürüyor, çöküyor. Emeğe musallat oluyor, doğayı talan ediyor. Halkın kaynaklarını bir avuç sermayedara, yandaşa peşkeş çekiyor. Yoksulluk derinleşiyor, doğa katliamı dehşet boyutlara ulaşıyor. Marmara Denizinde yaşanan bu dehşet verici müsilaj olayı bu sistemin simgesidir. Bu sistemi en iyi simgeleyen fotoğraf Marmara Denizindeki müsilajdır. Sedat Peker’in ifşaatlarıyla ortaya çıkan siyasal tablo da tam böyle bir çürümeyi ifade ediyor. Siyasal sistem müsilaj yayıyor, zehir yayıyor, talan yayıyor. Emek sömürüsü, kadın kıyımı, gençlerin sindirilmesi ve hayatlarının gasp edilmesi üzerinden yürüyor. Bizler de bu saydığım her bir alanda en güçlü toplumsal mücadele birlikteliğini kurma göreviyle karşı karşıyayız. Bu bizim Türkiye halklarına, bu bizim özellikle gençlere ve gelecek nesillere karşı ahlaki, siyasi ve tarihi görevimizdir.

 

Yeni yaşamı sonuna kadar savunmak zorundayız

 

Bu sistemi edebiyattan bir kaynakla da tanımlamak mümkün olabilir. Gogol’ün Ölü Canlar Romanına gönderme yapmak isterim. Çiçikov vardır orada, ölüler üzerinden büyük paralar kazanır. O ölüler ki devlet kayıtlarında bile yoktur. Yok sayılmış yoksulların naaşları, cenazeleri üzerinden büyük paralar kazanır ve bu sistemi yaygınlaştırır. Devleti yönetenler, bürokrasidekiler, yargıdakiler, diğer alanlardakiler de bu sisteme entegre olur. Ve ölü yoksul canlar üzerinden üretilen o korkunç büyük rant, sistemin bütün unsurlarını birbirine bağlayan en önemli tutkal haline gelir. Çiçikov’a ve onun yaptıklarını sistemin merkezine taşıyanlara Gogol “alçaklar” diyor, kurulan sisteme “alçaklar sistemi” diyor. Şimdi biz HDK zemininde buluşan bütün demokrasi ve barış güçleri “ölü canlar” üzerinden varlığını sürdürmek isteyen bu düzene karşı yeni hayatı tavizsiz sonuna kadar savunmak zorundayız. Ölü canlar ticareti üzerinden kurulan bu kirli, bu kokuşmuş düzeni mutlaka değiştirmek zorundayız. Bunu hep birlikte yapacağız.  Doğanın talanını durdurmak zorundayız. İkizdere’den Kanal İstanbul’a, Hopa’dan Van Şêxan’a kadar direnen bütün köylüler yeni yaşam umudunun sözcüleridir. Demokrasi için, emeğinin hakkı için ve onurlu bir yaşam için durmadan direnen mücadele eden Kürt halkı; inançları sürekli tahakküm altında tutulan ve sürekli hedef haline getirilen Aleviler; hayat hakları yeni gasplarla karşı karşıya kalan güçlü kadın mücadelesi ve gelecek umudumuzun en güçlü taşıyıcıları olan gençlik hareketi; bütün halklar, ötekileştirilenler, ezilenler, sömürülenler hepimiz bu zeminde bir araya geliyoruz ve bu ülkenin umudunu temsil ediyoruz.

 

Toplumun geleceğine karşı sorumluluğumuz var

 

Umut bizdedir. Umut bu topraktadır. Umut bu toprakta büyüyen mücadelededir. Biz bu umudu canlı tutuyoruz, büyütüyoruz. Biliyoruz bizden önce de çok emek sarf eden yoldaşımız var. Mücadeleyi buraya taşıyan herkese saygılarımızı, sevgilerimizi, selamlarımızı ve minnetlerimizi yolluyorum. Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve İdris Baluken’e ve isimlerini sayamadığımız bütün yoldaşlara minnet ve selam olsun. Hepiniz adına buradan onlara selam gönderiyorum. Onlara borcumuz var. Bütün halklara borcumuz var. Bu toplumun geleceğine karşı sorumluluğumuz var.

HDK zemini ortak mücadelenin güçlü mekanıdır, verimli toprağıdır. Bunu sulamaya devam etmeliyiz. HDK’de mevcut yönetim çok zor şartlar altında bu fikriyatı ayakta tutmayı ve ileri taşımayı başardı. Özel olarak mevcut yönetimde yer alan bütün yoldaşlara partim adına teşekkürlerimi ve minnetlerimi sunmak istiyorum. Hepiniz sağ olun, var olun. Yeni görev alacak bütün arkadaşlara, yeni organlara, yeni eş sözcülere yine çok önemli bir sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getireceklerinden hiçbirimiz tereddüt etmiyoruz. Onlara da başarılar diliyoruz. Hepimizin yolu açık olsun. Umutsuzluğa zerre yer yok. Mücadele ve direniş var oldukça umut büyümeye devam edecek, yolumuz daha da açılacak. Mutlaka kazanacağız.

İlginizi çekebilir