Cemil Amed: Kaypakkaya’nın bilinci ve yüreği Kürt halkının özgürlüğü için çarpmıştır

Rojava’nın her konuda gerçek bir “devrim laboratuvarı” olduğunu vurgulayan Cemil Amed, Kaypakkaya’nın; Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve ezilen milliyetlere uyguladığı baskıya yönelik belirlemelerini alıntılayarak, “Yoldaşlarımız ve dostlarımızla omuz omuza, Rojava Devrimi’ni halkımızı ve özgürlüğümüzü korumak ve savunmak için bu topraklardayız.” diyor. 

-Reklam-

 Vedat Yeler:

18 Mayıs 1973’te Amed zindanında katledilen İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin yıl dönümü vesilesiyle Kaypakkaya’yı, Rojava’da kurulan Nubar  Ozanyan Taburu’nun Ermeni dil ve Soykırım Tarihi öğretmeni Cemil Amed ile konuştuk. 

Amed zindan direnişinden Rojava Devrimi’ne uzanan tarihin canlı bir hafızası olan Amed, bize yalnızca Kaypakkaya’yı değil, aynı zamanda çeşitli tarihsel ve güncel konularla ilgili değerlendirmelerini anlattı.

Kaypakka’nın katledilmesi üzerine MİT raporlarında geçen; “Türkiye’de komünist mücadelede şimdi halka en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz” bölüme dikkat çeken Cemil Amed, daha özel olarak onun katledilmesinin bir nedeni de Ermeni-Kürt ve silahlı mücadele meselesindeki görüşleri olduğunu dile getirdi.

 İlk olarak Amed zindanına dair sormak istiyorum. Siz de Amed zindanında yaratılan direnişin bir parçası ve tanığısınız. Kaypakkaya’dan Dörtler’e; Amed zindan direnişine dair bağlamı nasıl kuruyorsunuz?

Tarih, devrimci mücadele ve direnişlerin birikimidir. Sentezidir. “İlk” diye bilinenlerin mutlaka öncesi olduğunu unutmamak gerekir. İbrahim Kaypakkaya yoldaş, Amed işkencehanelerinde sönmeyen devrimci direniş kıvılcımıdır. Kaypakkaya’nın görkemli direnişi, Mazlum Doğan arkadaşa büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Keza Mazlum Doğan arkadaşın üç kibrit çöpüyle yaktığı Newroz ateşi, Kürt halkına ve bugüne dek süren direnişlere ilham kaynağı olmuştur. Kaypakkaya yoldaşla başlayan direniş geleneği ve özgürlük ateşi, Mazlum Doğan arkadaşla yangına, yangın ise Dörtler’le ve günümüzdeki açlık grevleriyle süren direnişe dönüşmüştür. Hiçbir direniş yoktur ki, ondan önceki direniş ve kararlıktan etkilenmesin ve ışığını taşımasın!

Bugün Amed zindanından sağ çıkan ve mücadeleyi sürdüren her arkadaş, başta İbrahim Kaypakkaya yoldaşa Mazlum Doğan’a, Kemal Pir, M.  Hayri Durmuş, Sakine Cansız, Ali Çiçek, Akif Yılmaz’a … borçludur.  

Bizler borçlu bir kuşağın devrimcileriyiz. Ne yaparsak yapalım, hangi çalışmayı tamamlarsak tamamlayalım, hangi görkemli direnişi sürdürürsek sürdürelim mutlaka Amed zindan direnişinin ölümsüz kahramanlarına borçluyuz.    

– Zindan direnişlerinde Kaypakkaya neyi ifade etmektedir? Sadece işkencede bir direniş geleneği mi?

Elbette İbrahim Kaypakkaya yoldaş sadece işkencede direniş geleneği değildir. Onu sadece bu şekilde anlatmak, anmak büyük haksızlık olur. Nasıl ki, Kemal Pir, Mazlum Doğan, M.Hayri Durmuş, Sakine Cansız arkadaşları her defasında daha fazla ve daha iyi, başta Türkiyeli devrimcilere ve tüm özgürlük savaşçılarına anlatmak ve kavratmak gibi ciddi bir görevimiz varsa aynı şekilde İbrahim Kaypakkaya yoldaşı da başta mazlum Kürt halkına ve Türkiyeli devrimcilere daha fazla ve daha iyi anlatmak görevimiz vardır. 

Onu özellikle Kürt halkına daha iyi ve daha fazla anlatmalıyız. Kürt halkı, gerçek yoldaşını ve sağlam dostunu daha iyi tanımalıdır. İbrahim Kaypakkaya, Türkiye devrimci hareketi içinden çıkıp gelen, Kürt halkının en güvenilir yoldaşı ve en sağlam dostudur. Türkiyeli devrimciler içinde ilk kez Kaypakkaya yoldaş Kürtlerin bir ulus olduğunu, yaşadığı toprakların isminin Kürdistan olduğunu belirtmiştir. Kürdistan’ın emperyalistler ve bölge gerici devletleri tarafından parçalandığını ifade etmiştir. Kürtlere uygulanan ulusal baskı karşısında en önde savaşması gerektiğini ilk kez o belirtmiştir. Dönemin solcu-demokrat-sosyalist geçinen bilumum sözde aydınları, Kürt ulusunun özgürlük talep ve eğilimi karşısında şovenizmin batağına saplanırken, o, Kürt ulusunun “ayrılma hakkı”nı, “tam hak eşitliği”ni savunmuştur. 

Türk milliyetçiliğine özellikle Mustafa Kemal milliyetçiliğine, Türk şovenizmine, Kürt halkına uygulanan sonu gelmez asimilasyon politikalarına karşı en kararlı ve tutarlı biçimde karşı çıkan, mücadele eden İbrahim Kaypakkaya yoldaş olmuştur. Kürt ulusuna ve Kürdistan’a ait temel sorunlar ve konular karşısında, o her daim hakikatin yanında olmuş ve mazlumların safında durmuştur. Bilinci ve yüreği, Kürt halkının hak ve özgürlüğü için çarpmıştır. Kürdistan’da gerilla savaşı yürütmüş ve Kürdistan’da TC faşizmine karşı direnip şehit düşmüştür. Bedenini Kürdistan topraklarına ve ideallerini Kürdistan’ın dağlarına emanet etmiştir. 

Düşünün ki; Kürtlerin önemli bir çoğunluğunun dahi Türk milliyetçiliğinin etkisinde kalarak kendilerinin Kürt olup olmadığını tartıştığı bir dönemde Kaypakkaya yoldaş,“Kürtler bir ulus olarak vardır.  Yaşadıkları toprakların ismi Kürdistan”dır diyerek başta Türk faşist devletin saldırılarına olmak üzere bilimum sahte solcu Türk şovenistinin nefretine maruz kalmıştır. 

-Deniz ve Mahir’den ayıran nokta ya da noktalar…

Yukarıda belirttim. Ne Deniz ne Mahir ne de başka bir sol sosyalist, devrimci hareketin öncüsü ve önderi, Kürt ve Kürdistan gerçekliği, Kemalist hareket ve ideolojisi hakkında bütünlüklü ve kapsamlı bir şekilde İbrahim Kaypakkaya yoldaş gibi bilimsel, net ve berrak tahliller yapmamış, görüşler savunmamıştır. 

Herkes Kürtler hakkında belli düzeyde fikir beyan etmiştir. Ancak hiçbiri Kaypakkaya yoldaş gibi gerçeğe en yakın yerde ve safta durup yüksek sesle haklar ve özgürlükler hakkında konuşmamıştır. Kaypakkaya yoldaş, özgürlüğün adaletin, hakkaniyetin gerçek temsilcisidir.        

– Genel olarak Kaypakkaya’nın ardıllarına yönelik onu anlamama veya kavramamak yönlü eleştiriler getirilir. Siz bu konuda ne diyeceksiniz?

Eğer Kaypakkaya yoldaş ileri bir bilinç düzeyinde, daha bütünlüklü olarak anlaşılıp kavransaydı pratik ve gelişme, mevcuttan çok çok daha ilerde ve yükseklerde olurdu. Parçalı kavrayış, parçalı duruş ve pratik en temel sorunlarımızdan biridir. Bu anlamıyla eleştiriler haklı ve yerindedir hatta devrimcidir. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşın görüşleri, gerçeğe en yakın yerde durarak bütünlüklü ve birbirine uyumlu ele alınmalıdır. Ancak bu konuda eksiklerimizin olduğu doğrudur. Başka bazı konularda olduğu gibi örneğin söylem ve pratik yönelim arasında farklılık, eksiklik ve çelişkilerimiz mevcuttur. En somut örnek olarak Kaypakkaya yoldaşın Kürt ulusuna yönelik zulüm karşısındaki görüşlerini ve ancak bu konudaki pratik uyumsuzluğumuzu verebilirim. Bu konudaki tartışmalarımız neticesinde atılan adımlarımız olmakla birlikte halen yetersizlikler barındırdığımızın altını çizmek isteriz.

Örneğin İbrahim Kaypakkaya yoldaş; “Marksist-Leninist hareket, bugün Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve azınlık milliyetlere uyguladığı milli baskıların en amansız ve en kararlı düşmanıdır; milli baskılara, diğer diller üzerindeki baskılara, milli imtiyazlara karşı en önde mücadele eder” demektedir. Düşünün “Kaypakkaya geleneğini savunuyorum” diyen bazı kesimler bugün bırakalım en önde mücadele etmeyi sosyal şoven görüşleri dahi savunabilmektedir. Biz de dahil genel olarak tüm devrimci hareket, Kürt halkına karşı uygulanan baskı ve inkar politikasına ve şiddetine karşı mücadelede iyi bir yerde durmamaktadır.  

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı bütünlüklü ve uyum içinde anlama, kavrama ve uygulamada olması gereken noktada değiliz. Halen parçalı ve yüzeysel yaklaşımlarımız mevcut. Çabamız var ancak yeterli değildir. Yürüyüşümüz var ancak halen çok geride durmaktayız. Başka bir örnek olarak; bugün Türkiye devrimci hareketinin bütününde olduğu gibi Kaypakkaya ardıllarının da önderlik yaratma sorunu vardır. Bu çözülmeden örgüt, strateji ve taktik sorunlar çözülemez. Bu sorun çözülmeden, işçilerin-köylülerin-ezilenlerin-kadın ve gençlerin-Kürt ve Alevilerin örgütlenmesi sorunu, faşizmin alt edilmesi sorunu çözülemez.

“Öncesi ve tarihsel arka planı olmayan hiçbir görüş ve pratik yoktur.”

– Türkiye ve Kürdistan topraklarında Kaypakkaya’dan önce Kemalizm ve gerilla mücadelesine dair Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın belirleme ve pratikleri olmuştur.  Ama meselenin Kaypakkaya isminde somutlanmasını neye bağlıyorsunuz?

İbrahim Kaypakkaya yoldaştan önce Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın Kürtlerin milli, siyasi, ekonomik, demokratik ve kültürel taleplerini kapsayan, örgütsel olarak modern, ilerici, ulusal devrimci bir Kürdistan partisi kurma düşüncesi ve pratikleri vardır. Kürdistan’da silahlı mücadele gerekliliği ve zorunluluğunu savunur. Böyle bir parti aracılığıyla gerilla mücadelesi verilmesini anlatır. Türkiye Kürdistanı’nda böyle bir ortam olmadığından kaynaklı bu mücadelenin alt yapısını oluşturmak için Irak Kürdistanı’na geçer. Irak Kürdistan’ında IKDP tarafından kendilerine sağlanan kamp ile çalışmalara başlar. Sınır hatlarında örgütleme çalışmaları başlatır. Ancak daha sonra katledilir.

Dr. Sait Kırmızıtoprak, fikir ve eğilim olarak gerilla savaşını savunma ve gerçekleştirme iddiasındadır. Ancak bunu pratik olarak gerçekleştirememiştir. İbrahim Kaypakkaya yoldaş, gerilla savaşı fikrini savunmuş ve Kürdistan’da pratiğini yürütmüştür. Önderlik ve öncülük yapmıştır. 

Kaypakkaya yoldaşı, gerilla savaşının pratiksel olarak somutlanmasını sürdürme ve yürütücülük anlamında ele almak gerekir. Her zaman şu temel ilkeyi esas almak gerekir; Öncesi ve tarihsel arka planı olmayan hiçbir görüş ve pratik yoktur. Mutlaka bir önceli vardır.  Kaypakkaya yoldaşın gittiği bölgelerde daha önceden yaşanan isyanlarını, hareketlerini, ileri çıkan kişilikleri vb. araştırıp incelediğini biliyoruz. Çorum İlinde Sınıfların Tahlili, Kürecik Bölge Raporu vb. çalışmalarında bunun örnekleri vardır. 

Dr. Sait’ten somut olarak haberdar mıydı ya da bilgisi var mıydı bilmiyoruz. O günkü illegal mücadele koşullarında Dr. Sait’in görüşleri ve 26 Kasım 1971’de katledilmesinden haberi olmamış olabilir.

Ancak Kaypakkaya’nın yöntemi dikkate alındığında bunun çok önemi yoktur. Çünkü o “Komünistler, tarihin devrimci mücadelede bir silah haline getirilmesini bilirler. Kurtuluş Savaşı’nda canıyla, kanıyla destanlar yaratan halk kahramanları vardır. Mesela bir Karayılan vardır, biz bunların mücadelelerinin mirasçısıyız. Biz, bunların tükenmez enerjilerinin, mucizeler yaratan dehalarının, sonsuz devrimci güçlerinin mirasçısıyız” da dediği gibi kendisinden önceki mücadele deneyimlerinden öğrenmeye çalışmış, bu deneyim ve birikimi, kendi mücadelesi için bir “silah” olarak ele aldığı dikkate almıştır.

– Kaypakkaya sadece Kürt ulusal sorununda ilkleri söylemedi. Aynı zamanda Ermeni Soykırımı’nı da gündemine aldı ve metinlerinde yer verdi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet haklısınız. İbrahim Kaypakkaya yoldaş gerçek anlamda ezilen ulus ve halkların gerçek önderi ve güvenilir dostu, sağlam bir yoldaşıdır. O hem Kürt halkının hem Ermeni halkının hem de tüm Türkiye halkının ideolojik-politik öncüsüdür. Önderidir. 

Ermeni meselesinde “1915’te, 1919-20’de kitle halinde katledilen ve topraklarından sürülen Ermeniler”den bahseder. Keza Türkiye’de gerek Osmanlı gerek İttihat-Terakki, Kemalist Hareket döneminde jenosidin birçok örneklerinden bahseder. 

Ermeni meselesine ilişkin bu kadar berrak bilimsel görüşler ortaya koymasının çok değerli ve anlamlı bir yerde durduğuna inanıyorum. Düşünün, o dönem Ermeni meselesi güncel bir tartışma konusu değildi. “Asala” gibi devrimci bir örgütün, Ermeni sorununu dünya ölçeğine taşıyan eylem ve pratikleri yoktu. Kısaca herkesin “unuttuğu, aklına getirmediği” ciddi bir toplumsal yaraya parmak basıyor Kaypakkaya. Ve gerçekleşen tüm jenositlerin karşısında duruyor. Hem İttihat-Terakki hem Kemalist hareketin ırkçı-faşist-Turancı-sosyal şoven gerçekliğini deşifre ediyor hem de utanç verici suçların karşısında duruyor. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşın işkenceciler tarafından katledilmesinin belirleyici nedeni, onun komünist dünya görüşünü ileriye sürmesi, -ki bunu MİT raporlarında; “Türkiye’de komünist mücadelede şimdi halka en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz” şeklinde açık açık ifade de etmektedirler- olsa da daha özel olarak onun katledilmesinin bir nedeni de Ermeni-Kürt ve silahlı mücadele meselesindeki devrimci görüşleridir. Kaypakkaya yoldaş, Şafak revizyonistlerinden kopup TKP-ML’yi örgütledikten sonra 10 aylık bir devrimci pratik süreç yaşanıyor. Bu süreçte gerçekleştirilen eylemler, İttihatçı-Kemalist TC devletini korkutan ancak onu yıkacak düzede eylemler değildi. Örgütlenme ve silahlı mücadelenin ilk adımlarıydı. Yani Kemalist faşist Türk devletinin soluğunu kesen, İbrahim Kaypakkaya yoldaşın o dönem örgütlediği eylemler değil devrimci görüşleriydi. 

“TC devleti tüm Ortadoğu, Kafkas ve Balkan halklarının düşmanıdır!”

– Güncelde Türkiye ve Kürdistanlı devrimci hareketlerinin Ortadoğu yönelimini Kaypakkaya tezleri üzerinden nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizleri onun ardılları olarak buraya getiren nedir?

Ortadoğu çelişkilerin ve fırtınaların merkezi durumundadır. Burada olunmadan, mücadele edip örgütlenmeden, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda devrimi örgütlemek oldukça zordur. Keza Türkiye’de Demokratik Halk Devrimi örgütlenip başarıya taşınmadan, Türk faşizmi yıkılmadan, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun devrimsel gelişimi başarıyla tamamlanamaz ve varlığı ve geleceği güvence altına alınamaz. Çünkü faşist Kemalist TC devleti sadece kendi ülke halkının değil tüm Ortadoğu, Kafkas ve Balkan halklarının düşmanıdır. 

Rojava gerçek bir “devrim laboratuvarı”dır. Burada hemen her konuda devrimi örgütleme, toprakları savunma, çeşitli milliyetlerden halkı örgütleme, ekonomi-idari yönetim, meclis-komün örgütlenmesi, halk çalışması, diplomasi, basın-yayın-TV çalışması vb. konularda öğrenilecek, ders çıkarılacak o kadar çok bilgi ve birikim var ki! Burası “hazine değerinde bir devrim toprağı” dır. Hem devrim öncesi süreç hem de devrim sonrası süreç açısından bir “sahra üniversitesi” niteliğinde rol oynadığını söyleyebiliriz. 

Kaypakkaya yoldaş zaten ilk mücadele yıllarında bir yoldaşını askeri eğitim alması için Filistin’e gönderiyor. O dönem Filistin’e gitmeyen, eğitim alıp dönmeyen devrimci hareket yok gibi. Bugün de aynı görev Rojava’nın dır. Yani Kuzey-Doğu Suriye topraklarınındır. Bu topraklarda bulunup mücadele yürütülüp birikim ve tecrübe biriktirmek ve tüm mücadele alanlarına taşımak, orada ilerleme ve gelişme sağlamak için gereklidir. 

Burada ezilenlerin yanında, mazlumların safında olup işgalci-ilhakçı-katliamcı Türk devleti başta olmak üzere DAİŞ çetelerine karşı mücadele etmek en temel devrimci görevlerdendir. “Burada olmak veya olmamak” basit bir tercih değildir. Tamamen devrimci ihtiyaç ve görevler üzerinden bir tercihtir. Ortası yoktur. 

İbrahim yoldaşın ardılları, Rojava topraklarındaki devrim sürecinde aktif ve samimi olarak yer almışlar ve yer almaktadırlar. Tıpkı onun yıllar önce dediği gibi komünistler “…bugün Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve azınlık milliyetlere uyguladığı milli baskıların en amansız ve en kararlı düşmanıdır; milli baskılara, diğer diller üzerindeki baskılara, milli imtiyazlara karşıEN ÖNDE MÜCADELE EDER”ler.

Biz de bu temel devrimci perspektif doğrultusunda, yoldaşlarımız ve dostlarımızla omuz omuza, Rojava Devrimi’ni halkımızı ve özgürlüğümüzü korumak ve savunmak için bu topraklardayız.   

– Kaypakkaya’da devrime yönelik yol ve yöntem meselesinde hem düşünsel hem de pratiksel bir bütünlük içindedir. Bu durumu ardılları veya Kaypakkaya çizgisinde bulunan hareketler üzerinden nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Henüz ne düşünsel ne de pratiksel yönde yeterlilik vardır. En başta İbrahim Kaypakkaya yoldaştan sonra bir önderlik sorunu yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Bahsettiğimiz seçili önderlik değildir. Önderlik sorunun çözümü devrimin temel meselesidir. Bu sorun her şeyin üstünde ve önünde durmaktadır. Başta Kaypakkaya çizgisinde yürüme iddiası taşıyan anlayış ve yapılar olmak üzere en temel ve başat sorunun, sürekliliği sağlanmış devrimci önderlik yaratamama sorunu olduğunu belirtmek isterim. 

Bu sorun işçileri-ezilenleri örgütleme, düşmana karşı aktif-kararlı-tutarlı mücadele içinde çözülecektir. Bir elimiz devrimci bilgi ve teoride; diğer elimiz devrimci pratiğin orta yerinde ve önünde olmalıdır. 

“İttifaklar ve ortak mücadele pratikleri, birbirini tamamlayan, besleyen geliştirip ilerleten bir yerde durmaktadır!”

– Güncelde yürüyen ittifak ve ortak hareket tartışmaları/pratikleri nezdinde Kaypakkaya’nın tezlerini nasıl yorumluyorsunuz?

Hiçbir devrim ittifak sorununu çözmeden başarı elde edememiş, zafere ulaşamamıştır. Rojava Devrimi’nin bir başarısı da ittifaklar meselesine doğru yaklaşmış olmasıdır. Aynı zamanda “Faşizmi Yenelim, Özgürlüğü Kazanalım” hamlesi olarak tanımlanan ittifak pratiği, güne ve ana yanıt olan bir mücadele hattıdır. Bu hat devrimcidir. Birlikte, ortak mücadele fikri ve pratiğini layıkıyla öğrenip uygulayamayan, bunu anın önemli ihtiyacı olarak görmeyen ve bu bilince uygun konumlanıp hareket etmeyen yalnız kalmaya mahkûmdur. 

Güncelde yürüyen ittifak ve ortak hareket pratiği, hiçbir devrimci yapının ideolojik hattının reddi ve karşıtı değildir. Zaten ittifaklar ve ortak mücadele pratikleri, birbirini tamamlayan, besleyen geliştirip ilerleten bir yerde durmaktadır. 

Geçmişte Filistin Devrimi, Ortadoğu ve dünya halklarının devrimci mücadelesine ev sahipliği yaparak birlikte-ortak mücadele ruhunu büyütmüştür. Şimdi ise Rojava Devrimi bu rolü oynamaktadır. Rojava Devrimi, ittifaklar anlayışı ve pratiklerinin değerli örnekleriyle doludur. Kürt ulusal özgürlük hareketi, Türkiyeli ve başka uluslardan devrimci yapılarla birlikte ortak mücadele etmenin yolunu açmış, pratiklerini örgütlemiştir. 

Rojava’da farklı devrimci hareket ve örgütler tarafından kurulan ve çeşitli devrimci hamlelerde pratik olarak yer alan Enternasyonal Özgürlük Taburu başta olmak üzere örgütleme ve devrimci hamlelerin hepsinde benzer bir ortak ruh ve ittifak anlayışı vardır. Birlikte mücadele anlayışı, hiçbir devrimci yapının kendisine ait olan ideoloji ve programından vazgeçme, örgütsel bağımsızlığını bir kenara koyma olarak okunmamalıdır.  

İbrahim Kaypakkaya yoldaşın temel teorik görüşlerinde ortak mücadele meselesine ve pratiğine ilişkin görüşler mevcut olduğu gibi bizzat kendisi devrimci ittifak pratikleri örgütlemiştir.’68 devrimci hareketinde de değerli ve olumlu pratik ve örnekler mevcuttur. Deniz-Mahir-Kaypakkaya yoldaşların süreci hem ciddi tartışma ve çatışmalarla yürüyen bir süreç olduğu gibi aynı zamanda ciddi bir ortak devrimci ruhla dolu pratikler ve olumluluklar mevcuttur. 

 

İlginizi çekebilir